Ahmed bin Bella ve Mücadelesi

 

Çatışmalarla yıpranan bir bedende, sürekli işleyen bir akla sahip Ahmed bin Bella’nın kulakları,  küçüklüğünden beri  özgürlük ve millî iradenin tekrar dirilmesi için uğraşma gibi ihlas ve vatandaşlık ruhuna delalet eden kelimeleri duymaya alışmıştır. Cezayir toprakları içinde doğmuş, yaşamış ve ölmüş olmasına rağmen bütün İslam ve Arap atmosferlerini teneffüs etmiştir. Açık görüşlü, sağlam metotlu olduğu için Cezayir halkı, bütün ümit ve hedeflerini ona bağlamış, özellikle Cezayir topraklarında bağımsızlık bayrağının tekrar dalgalanması yolunda onu lider edinmiştir. Bella’nın vefatıyla, özgürlüğe gözünü dikmiş tüm işgal altındaki topraklarda yaşayan insanlar, işte o an büyük bir toplum adamını, hırsı vicdanların dayanağı olan bir şahsiyeti kaybettiklerini anlamışlardır. Onu karalamaya çalışan şayialara rağmen o saf, temiz ahlak ve güzel yaşayışıyla, tüm şayiaları ufuklardaki rüzgârların dumanı giderdiği gibi bertaraf etmiştir. Öncelikle Ahmet bin Bella, temiz bir zihniyet oluşturmak için savaşmıştır. Ahmet bin Bella her şeyden önce temiz bir zihniyet oluşturmak için savaşmıştır. Arap ülkelerindeki bütün (farklı) görüşleri ortak bir noktada toplayacak itidale dayalı İslami bir fikir için savaşmıştır. Kendi memleketinde ezilmeyi yaşamayacak bir nesil yetiştirmek için nefsini ve tüm değerli şeylerini harcamıştır. Masası üzerine bir sürü dosyalar ve haritalar serilmiş olması ancak ve ancak istiklal fikrinden ileri gelmektedir. Mağniye’den, Cezayir’in batısında küçük bir bölgeden çıkıp medreselerde eğitim görmüştür. Erken yaşta asker olmuş ve düşman saflarında savaşmak için zorlanmıştır. İkinci Dünya Savaşı gibi birçok savaşa katılmış, çeşitli sebeplerle hapsedilmiş ve türlü işkencelere maruz kalmıştır. Nihayetinde 2012 yılında temiz bir siret paklanmış bir kalp ile ahirete irtihal etmiştir.