GARAUDY: Beşeriyetin İnsanca Yaşaması için Çırpınan Adam

 

Roger Garaudy (Roje Garodi), yirminci yüzyılda tarihin kırılma anlarını birebir yaşadığı  için, tarih boyunca insanlığın dinine, kurduğu medeniyetlere, milletlerin kültürlerine sahip çıkma ihtiyacı duydu.

Birinci Dünya Savaşı patlak vermezden bir sene önce dünyaya geldi. Rusya’daki Ekim İhtilali’ni, yani Bolşevik İhtilali’ni gördü. 1929’da, dünya çapında yaşanan Büyük Buhran patlak verdiğinde 16 yaşındaydı. Hitler iktidara geldiğinde o bir felsefe doçentiydi ve dünya artık apayrı bir buhranın eşiğindeydi. İkinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde ise 27 yaşındaydı ve askere alınmıştı. 28 yaşında Nazi Almanya’sına karşı direnişçilerin safında vuruşuyordu. İşte o yıllarda, tutsaklığı da yaşadı toplama kampına sürgüne gönderilmeyi de. Cezayir’deki sürgün hayatı sırasında kurşuna dizilecekken Müslüman askerlerin ateş emrini reddetmeleri sayesinde hayatta kaldı.

O zamana kadarki kısa hayatında görüp geçirdiği bu olaylar, zihninde “İnsanlık böyle barbarca değil de insanca nasıl yaşar ve yaşamalıdır?” sorusunu uyandırdı.

İnsanlığın huzur ve sükûn içinde hayat sürmesinin çarelerini aramak için, öncelikle insanlığın din, kültür ve medeniyetlerini yakından tanımak istedi. Latin Amerika’nın on dört ülkesini adım adım dolaştı. Küba’da Castro ve Cezayir’de bin Bella ile beraber oldu. Ülkesinde milletvekilliği, senatörlük ve millet meclisi başkan yardımcılığı görevleri yapmasının ardından Sovyetler Birliği’nin Stalin döneminin en kritik anlarında iki sene bu ülkede yaşadı. Yoksul ve çaresiz halkların derdine deva olmak için gezip görmediği kıta bırakmadı.

Bütün bunlardan sonra vardığı kanaat şu oldu: Her medeniyet, yüzyıllarca süren insan emeğinin karşılığıdır ve o yüzden saygıya layıktır. Her medeniyet, mutlaka bir başka medeniyetten beslenmiştir. Batı medeniyeti de varlığını Doğu ve İslam medeniyetine borçludur. Batı medeniyeti günümüzde artık hastalıklı hâle gelmiştir. Şifaya kavuşması, diğer medeniyetlerle kuracağı dostane ilişkilere bağlıdır.

Ve hep şunu haykırdı: Torunlarımıza yaşanılabilir bir dünya bırakmak istiyorsak medeniyetler arasında insani ve birbirinin eksikliğini tamamlayıcı yakın ilişkiler kurmak zorundayız.