Sünnet-i Seniyye ve Fütûhat-ı Medeniyye

 

Bu tebliğde, Sünnet-i Seniyye’ye dayanan yeni bir medeniyet tasavvurunun ipuçları verilmeye çalışılacak. Yazar, yalnızca Müslümanların yaşadıkları medeniyet krizini değil, insanlığın yaşadığı varoluşsal krizi anlama, anlamlandırma ve aşma sürecinde, Sünnet-i Seniyye’nin anahtar rolü oynayacağını düşünüyor.

Hakikatin kaynağının Sünnet-i Seniyye’de gizli olduğu öncülünden yola çıkan yazar, bu tebliğde, geliştirdiği tarih felsefesinin ışığında, hem bir medeniyetler tipolojisinin hem de çağımızın varoluşsal sorunlarını anlamlandırabilmemize ve aşabilmemize öncülük edecek yeni bir medeniyet fikrinin ve bu medeniyet fikrini geliştirecek ve hayata geçirecek (âlim, arif, hakim şahsiyetlerinden oluşan) öncü kuşağın teorik ve pratik temellerinin Sünnet-i Seniyye’den nasıl çıkarılabileceğini gösteriyor.  Modern meydan okumayla birlikte Batı uygarlığı, geldiği postmodern aralıkta, hem diğer medeniyetlere hayat hakkı tanımadı hem de bizzat yaşadığı varoluşsal krizi bütün insanlığa yaşatan ayartıcı bir yok oluş süreci üretti. Batı uygarlığının bu süreçte geliştirdiği seküler zeitgeist, başka medeniyetlerin kendi zeitgeistlarını hem yuttu hem de bunun kaçınılmaz sonucu olarak bütün insanlığın algı kaplarını, zihin setlerini, duyma, düşünme ve varoluş biçimlerini seküler zeitgeist’a kapatarak yok etti/hükümsüzleştirdi. Tek bir zeitgeist’ın bütün insanlığın zeitgeist’ı konumuna yükseltilmesi, insanlığı, yazarın “semantik intihar” olarak adlandırdığı bir çağ körleşmesinin eşiğine fırlattı. Ortaya çıkan “pornografik algılama” biçimi, önce asimilasyon sonra da simülasyon biçimleriyle insanın algılama biçimlerini iptal etti.

Yazar bu tebliğde, ayartıcı ve estetize yöntemlerle varlığını sürdüren pornografik algılama biçiminin ürettiği ve bütün insanlığı tek bir zeitgeist’a kapatan çağ körleşmesinin, Sünnet-i Seniyye’de şifrelenen (1-ilim/akval/ilme’l-yakîn/epistemolojik; 2-irfan/ef’al/ayne’l-yakîn/fenomenolojik; 3-hikmet/ahval/hakka’l-yakîn/ontolojik) üç aşamalı süreci harekete geçirerek gerçekleştirebilecek bir ümmileşme süreciyle aşabileceğini ve hayatı bir bütün olarak kavrama ve yaşama imkânı sunan bu üç aşamalı sürecin, aynı zamanda hem insanlığın varoluşsal krizinin hem de Müslümanların medeniyet krizlerinin nasıl aşılabileceğinin yol haritasını sunduğunu çeşitli açılardan gösteriyor.