Medeniyet, Modernlik ve Bir Medeniyetsizleştirme Girişimi Olarak Modernleşme

 

Medeniyet, bir kavram olarak yeni olmakla birlikte bir olgu olarak binlerce yıllık geçmişe sahip bir vakıadır. Dolayısıyla medeniyeti, tekabül ettiği müşahhas fotoğraftan ayrı, soyut bir kavram olarak ele almak, onun anlam haritasının dışında kalmaya yol açacaktır. Toynbee, “Tarihe devletlerden değil, medeniyetten bakmalı; çünkü devletler, medeniyetlerin bağrında yetişip sonlanan geçici siyasal fenomenlerdir.” tespitiyle; Braudel, tarihin bütüncül bir perspektiften okunabilmesinin olmazsa olmaz koşulu olarak medeniyeti adres göstermesiyle; Huntington’un daha da iddialı bir ifadeyle: “İnsanlık tarihi medeniyetlerin tarihidir. İnsanlığın gelişimini başka terimlerle düşünmek mümkün değildir” sözüyle medeniyetin sadece tarihi anlama ve anlamlandırmadaki rolüne değil, aynı zamanda bugüne ve geleceğe ilişkin mühim bir okuma aracı olduğuna işaret etmiş oluyorlardı.

Medeniyetleri karşılaştırdığımızda, aralarında, beslendikleri ve kendilerini kendileri yapan değerler çerçevesinde birtakım farklılıklar bulunduğunu çok sarih bir biçimde müşahede etmekteyiz. Bu da doğal olarak yukarıda söz edilen beşerî bilimciler de dâhil olmak üzere, herkesin kendi mensubu olduğu medeniyet değerlerini merkeze alan bir tarih ve toplum çözümlemesine yol açmaktadır/açmıştır.

Bu bildiride, medeniyet fenomeni ve onu sahici kılan özelliklerinin vahiyle olan bağı ve onun, bir zihinsel tutum ve olgu olarak “modernlik” ile olan ilişkisinin irdelenmesi; aynı zamanda modernliğin Batı dışı toplumlar tarafından kendi hayatlarına geçirilmesinin hikâyesi olarak modernleşmenin, aslında nasıl bir “medeniyetsizleştirme” girişimi olduğunun hem teorik bağlamda hem de Sezai Karakoç’un ifadesiyle bir “hakikat medeniyeti” olan İslam medeniyeti bağlamında tartışılması hedeflenmektedir.