“Kelam”ı Yeniden Yükseltmek: Bir Vahiy Medeniyeti Olarak İslam

 

Son asırlarda yaşanan süreç içinde, siyasetin ilim ve metafizik karşısında kazandığı konum ile birlikte Müslümanlar, ilahî kelam ile olan irtibatlarında da bir zaaf dönemi yaşadı. İslam medeniyeti, İlahî Kelam’ın etkin varlığının ilim olarak tahakkuk etmesiyle alakalı olduğu için, siyasetin asli yerine döndürülerek, ilme yer açması, varlık ile gevşeyen/zayıflayan irtibatı güçlendirmenin de bir yoludur.  Bu husus, kelam ile irtibat noktasında sahih bir yol/yöntem sorusunu ortaya çıkarmakta ve Müslümanların son iki asırlık macerasını on beş asırlık tecrübesı ışığında müzakereye yöneltmektedir. Kelam ile irtibatın sadece Mushaf ile irtibat olarak düşünülmesi kadar, meseleyi sadece bir geleneğe bağlılık olarak kavramak da meselelerle yüzleşmek ve onlara hâl çareleri geliştirmeyi sağlamamaktadır. Meselelerin ilmî hüviyetleri içinde mahiyetlerine uygun bir şekilde keşfedilerek nazari olanların nazari bir şekilde, ameli olanların da ameli bir şekilde çözülmesi yönünde bir gayret, en azından bir yol arayışının önemli adımları arasında sayılabilir.

Her türlü “anything goes” söylemine karşı Müslümanlar yol ve yöntemden, tarik ve usulden vazgeçemezler; tarik ve usul, varlık kadar bilgi ve yöntemi de işaret ettiği için on beş asırlık tecrübe, geleceğe bakarken önemli bir birikim ve vazgeçilemez bir zemin olarak İlahî Kelam ile irtibatı güçlendirirken hatırlanması gerekenlerin başında gelmektedir. İlâ-yı Kelimetullah, her şeye rağmen kalıcı olarak ancak ilim yoluyla tahakkuk edebilir.