Kültür ve Medeniyet İkilemine Farklı Bir Bakış

 

Medeniyetle ilgili tartışmaların, tabir caizse demirbaş konularından birisi kültür ve medeniyet arasındaki ilişki, kesiştiği ve ayrıldığı noktalardır. Kültür (la culture) kelimesini, ilk defa, insanın (ekin gibi) doğaya eklediği şey anlamında Fransızlar kullanmıştı. Geride kalmak istemeyen İngilizler, bugün bizim medeniyet kelimesiyle karşıladığımız civilisation kavramını ileri sürdüler. Daha geniş anlamlı olduğu iddia edilse de bu da kültür anlamında idi. Daha sonra Almanlar, kültürün bir topluma özgü, medeniyetin ise toplum üstü, genel, bölgesel ve hatta evrensel olduğunu ileri sürdüler. Bizde de Z. Gökalp gibi sosyolojinin ilk temsilcileri, kültür ve medeniyeti bu hâliyle aldılar. Kültürü kendi toplumumuza ait gören, medeniyeti ise evrensel sayan anlayış, Batılılaşma sürecimizi de meşrulaştıracak işlevsellikteydi. Yani dinimiz ve milliyetimizin dışında evrensel olan bir medeniyete intisap edebilirdik. Bu görüş, günümüze kadar özellikle bazı milliyetçi çevreler tarafından savunulageldi.

Aslında sorun çözülmüş değildi. Bir medeniyetin de kendine özgü öncüllerinin olduğu, bunun yerine göre millî, yerine göre gayrimillî özellikler taşıdığında şüphe yoktu. Kaldı ki alt yapısını, malzemesini kültür oluşturuyorsa sınır ne idi? Bu çerçevedeki açıklamalardan birisi, ünlü düşünür P. A. Sorokin’e aittir. Sorokin’e göre, evet, malzemenin aslı kültürdür. Medeniyet ise kültürel oluşumların en üst aşamasıdır. Kültürler; kültür kümeleri, kültür sistemleri, üst kültür sistemleri ve nihayet büyük kültür sistemleri aşamalarından geçerler. Medeniyet bir büyük kültür sistemidir. Her toplum bir medeniyet kuramaz; ama bu aşamaya gelememiş bir kültürleri muhakkak vardır.

Bütün bu açıklamalarda kültür ve medeniyet farkı, niteliğinden çok aidiyetinde veya örgütleniş biçiminde gösterilmeye çalışılmıştır. Niteliksel farka hemen hemen hiç değinilmemektedir. Bu çizgide bir ayrım ve tanımlamaya ve nihayetinde bütüncü bir yaklaşıma ihtiyaç vardır.